Olivapizza okurlarına özel hazırlanan bu içerikte “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri” hakkında en önemli detayları derledik.
Kapalıçarşı şiiri kimin eseri? Bir dizenin peşinde Ankara sokaklarından İstanbul’un kalbine uzanan hikâye
Ankara’da yaşayınca insanın şehirle kurduğu ilişki biraz hesap kitap üzerinden gidiyor. Ekonomi okumuş biri olarak söylüyorum bunu; veri görmeden ikna olmam, hikâyeyi bile önce “hangi bağlamda anlatılıyor” diye tartarım. Ama bazı sorular var ki, veriyle değil hafızayla çözülüyor. Mesela “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusu tam olarak böyle bir yere düşüyor.
Çünkü mesele sadece bir şiirin sahibi değil; o şiirin kimin zihninde doğduğu, hangi sokak kokusuyla beslendiği, hangi kalabalığın içinden geçtiği meselesi.
Ben bu soruyla ilk kez üniversite yıllarında karşılaştım. Bir arkadaşım ders arası telefonda bir şey okurken “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri ya, çok iyi yazmış adam” dedi. O an kafamda otomatik bir refleks çalıştı: “Bunun kesin net bir cevabı vardır.” Ama sonra işin içine girdikçe gördüm ki bu soru, sanıldığı kadar düz değil.
Kapalıçarşı şiiri kimin eseri? sorusunun tek bir cevabı var mı?
Kısa cevap: Hayır, tek bir kanonik eser üzerinden net bir sahiplik yok.
Ama uzun cevap çok daha ilginç.
Türk edebiyatında Kapalıçarşı, tek bir şiirin adı olmaktan çok daha fazlası. Birçok şairin dizelerinde geçen, farklı dönemlerde farklı duygularla yeniden kurulan bir sembol gibi.
Bazı antolojilerde “Kapalıçarşı” başlıklı şiirler yer alıyor. Modern Türk şiirinde özellikle şehir temalı yazan şairler, bu mekânı bir metafor olarak kullanmış. Ama “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” diye sorulduğunda herkesin uzlaşacağı tek bir isim yok.
Bu durum bana biraz ekonomi derslerindeki “tek neden – tek sonuç” modellerini hatırlatıyor. Gerçek dünya öyle çalışmıyor. Bir veri noktası değil, dağılım var.
Şiir mi, mekan mı, hafıza mı?
Ankara’da sabahları metroya binerken insan yüzlerine bakarım. Herkesin kendi hikâyesi var ama kimse yazıya dökmüyor. Kapalıçarşı da biraz böyle bir şey.
Bir mekân düşünün:
– 500 yılı aşan ticaret hafızası
– binlerce dükkân
– milyonlarca insanın içinden geçtiği koridorlar
Böyle bir yer tek bir şiire sığar mı?
İşte bu yüzden “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusu aslında biraz da yanlış bir varsayımla başlıyor: Sanki ortada tek bir şiir varmış gibi.
Kapalıçarşı şiiri kimin eseri? sorusunun edebiyat içindeki karşılığı
Türk şiirinde şehirler sık sık bir karakter gibi ele alınır. İstanbul zaten başlı başına bir edebi evren. Kapalıçarşı bu evrenin içinde özellikle “yoğunluk” metaforunu temsil eder.
Bazı şairler için burası kalabalığın sesi, bazıları için ticaretin ritmi, bazıları için ise kaybolmanın estetiğidir.
Üniversitede bir hocam şöyle demişti:
“İstanbul’u anlamak istiyorsanız önce Kapalıçarşı’yı düşünün. Orada hem düzen vardır hem kaos.”
O zamanlar fazla dramatik bulmuştum. Şimdi ise veri analizi yaparken bile benzer bir şey görüyorum: En karmaşık sistemler, en yoğun veri noktalarında ortaya çıkıyor.
Bir şiirin sahipliği neden bulanıklaşır?
Ekonomi perspektifinden bakınca burada ilginç bir durum var. Bir ürünün ya da metnin “sahipliği” netse, izini sürmek kolay olur. Ama kültürel üretimlerde bu böyle değildir.
Kapalıçarşı gibi bir mekân, kolektif üretimdir:
– mimar
– tüccar
– gezgin
– şair
– turist
Hepsi aynı hikâyeyi farklı şekilde yazar.
Bu yüzden “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusu aslında tekil bir yazar aramak yerine kolektif bir hafızayı işaret eder.
Ankara’dan bakınca Kapalıçarşı şiiri kimin eseri? sorusu
Ankara’da büyüyen biri olarak İstanbul’la ilk tanışmam lise gezisinde olmuştu. O zamanlar Kapalıçarşı’ya girdiğimde hissettiğim şey şiir değil, daha çok “veri yoğunluğu” gibiydi.
Her dükkân bir veri noktası gibi:
– fiyatlar
– sesler
– renkler
– insan akışı
Beynim otomatik olarak sınıflandırma yapmaya çalışıyordu.
Sonra fark ettim ki edebiyat tam da bu noktada devreye giriyor. Çünkü veri yetmediğinde, anlam üretmek gerekiyor.
Şiir burada ne yapıyor?
Şiir, bu karmaşayı düzene sokmuyor. Tam tersine, karmaşayı estetik hale getiriyor.
Bu yüzden bazı modern yorumlarda “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusu aslında şuna dönüşüyor:
“Bu karmaşayı kim anlamlı hale getirdi?”
Ve cevap yine tek bir kişide sabitlenmiyor.
Günlük hayat ve Kapalıçarşı şiiri kimin eseri? sorusunun yansıması
Bir gün işten sonra Kızılay’da yürürken telefonumda bir finans raporu okuyordum. Grafikler, tablolar, trendler…
O sırada bir arkadaşım mesaj attı:
“İstanbul’a gidince Kapalıçarşı’da kaybolma, şiir gibi ama yorucu.”
Gülümsedim.
Çünkü ekonomiyle uğraşırken bile bazen verinin içinde kayboluyorsun. Ve o an anlıyorsun ki bazı deneyimler sayıya indirgenemiyor.
Kapalıçarşı da tam olarak böyle bir yer.
Şiir ve piyasa benzetmesi
Biraz ekonomi jargonuyla düşünürsek:
– Şiir = anlam yoğunluğu
– Piyasa = veri yoğunluğu
– Kapalıçarşı = ikisinin kesişimi
Bu yüzden “Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusu bana biraz “bu piyasanın değeri kim tarafından yaratıldı?” sorusunu hatırlatıyor.
Cevap tek kişi değil; sistemin kendisi.
Şairler, şehirler ve anonimlik
Türk şiirinde şehirleri yazan birçok şair var ama Kapalıçarşı özelinde durum biraz daha anonim bir karakter taşıyor.
Bazı metinlerde doğrudan “Kapalıçarşı” başlığıyla şiirler bulunuyor, ancak bunlar tek bir klasikleşmiş eser haline gelmiş değil. Daha çok farklı dönemlerde yazılmış parçalar, gözlemler ve şehir şiirleri içinde bir motif olarak yer alıyor.
Bu da bize şunu söylüyor:
“Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusu aslında bir katalog sorusu değil, bir yorum sorusu.
Benim zihnimdeki Kapalıçarşı şiiri
Eğer bana “sen yazsan nasıl olurdu?” deselerdi, muhtemelen şöyle bir şey çıkardı:
Kalabalık, ses, hesap makinesi sesi, baharat kokusu, altın parıltısı, yönsüzlük hissi…
Ama bu bile tek bir şiir olmazdı. Parçalı olurdu.
Çünkü Kapalıçarşı tek parça bir deneyim değil.
Sonuç yerine bir düşünce
“Kapalıçarşı şiiri kimin eseri?” sorusunu artık tek bir isimle düşünmek bana eksik geliyor.
Bu şiir varsa, yazarı:
– şairler
– tüccarlar
– ziyaretçiler
– kaybolan insanlar
– ve tekrar çıkan herkes
Belki de en doğru cevap şu:
Bu şiirin yazarı tek kişi değil, zamanın kendisi.
Ankara’ya döndüğümde bu düşünce kafamda kalmıştı. Veriyle açıklanamayan şeyler de var, ama bu onları daha az gerçek yapmıyor.
Bazen bir şiirin sahibini aramak yerine, onun içinde kim olduğumuzu anlamak daha doğru oluyor.